AMERİKALILAR TÜRK KÖKENLİ 70 MİLYON KIZILDERİLİ’YE SOYKIRIM UYGULADI

Türkler yaklaşık 15- 10 bin yıl önce Bering Boğazı’nı geçerek Amerika’ya yerleştiler. Bozkır kültürü ve Şaman inancını  devam ettiren Türkler; Amerika kıtasının yerli halkıyla kaynaşarak Aztek, İnka ve Maya adında 3 büyük devlet  kurarak, özellikle Mayalar ile çok gelişmiş bir uygarlık seviyesine eriştiler. Ancak 1492’de Kristof Kolomb’un Avrupa’dan Amerika gelmesi ve başlayan işgal hareketleriyle Avrupalılar ve Amerika Birleşik Devletleri, 70 milyon Kızılderili’yi (Türk’ü) katletti.

Türkler yaklaşık 15 bin ile 10 bin yıl önce Bering Boğazından geçerek Amerika’ya yerleştiler

Amerikalı ve Rus antropologların araştırmasında, Kuzey Amerika kıtasının ilk sakinlerinin genetik beşiğinin Sibirya’nın güneyindeki dağlık Altay bölgesi olduğu ortaya çıktı. Yani Kızılderililer’in Türk soyundan geldiği bilimsel olarak kanıtlandı.

Dünyanın en büyük soykırımlarından birisinin uygulandığı Türk kökenli Kızılderililer

ORMESHA- Sefai Uzunyurt: Asya kıtasının ve Orta Asya’nın en eski uluslarından birisi olan Türkler’e ait bilgilere yaklaşık 10 bin yıldan beri rastlanıyor. bölgelerden birisi de Amerika kıtasıdır. Türkler Orta Asya’dan Avrupa, İran, Mısır, Anadolu başta olmak üzere, Amerika ve birçok bölgeye göç etmişlerdir.

Kızılderili Reisi
Kızılderililer, Asya kıtasından Bering boğazını geçerek Amerika’ya gelmişlerdir. 10 bin yıl önce farklı kültür ve fizik yapısına sahip bu insanlar, zamanla Amerika’da tek toplum olan Kızılderilileri oluşturdu. O zamanlarda kuzeyde deniz seviyesi buzullar nedeni ile düşüktü. Bering Boğazı bir köprü vazifesi görüyordu. Avrupalılar 1492’de Amerika’ya ayak bastığında  yaklaşık 100 milyon yerli Kızılderili yaşıyordu.
Türkler’in akrabaları Kızılderililer…
Göç ettikleri Yüzyıllar öncesinde Bering Boğazı’nın buzlarla kaplanması üzerine, Orta Asya’da Amerika Kıtasına geçen eski Türkler, Amerika’da çok büyük bir uygarlık olan Maya, İnka ve Aztek devletlerini kurarak, Türk izlerini Kristof Kolomb’un 1492 yılındaki seferinden binlerce yıl önce Amerika’ya taşıdılar.

 

Esir alınan Kızılderililer öldürüldüler…
Açgözlü sömürgeci Avrupalılar, coğrafi keşifler sırasında Amerika’ya da giderek, hileler ile bulaşıcı hastalıkları Mayalar, Aztek ve İnkalar’a bulaştırarak, silah ve toplarıyla 70 milyon Kızılderili’yi (Türk’ü) topluca katlettiler.

 

Kızılderililerin bir kısmının giysilerinde ayyıldız motifleri yer alıyor

 

Kristof Kolomb günlüğünde bakın ne diyor, “… Onlara kılıçlarımızı gösterdik. Keskin demir silâhları ilk kez gördükleri belli. Kesmenin ne demek olduğunu bilmediklerinden, bazıları kılıçların keskin tarafını tutunca ellerini kestiler. Bu insanlar ne herhangi bir mezhebe bağlılar, ne de puta tapıyorlar. Kötülüğü tanımıyorlar, birbirlerini öldürmeyi bilmiyorlar. Hiç silâhları yok. Kızılderililer son derece sade, dürüst ve eli açık insanlar. Herhangi birinden sahip olduğu herhangi bir şey istenince hemen veriyorlar. Kötülüğün ne olduğunu hiç bilmiyorlar, çalmıyorlar, öldürmüyorlar. Komşularını kendileri kadar çok seviyorlar. Dünyada onlar kadar tatlı dilli insanlar yoktur. Her zaman gülüyorlar. Elli adamla bu halkın hepsini boyunduruk altına alabilir ve onlara her istediğimizi yaptırabiliriz. “

Kristof Kolomb

 

ABD’nin resmi devlet politikası olan Kızılderili soykırımı, Nazi Almanyası’nda Yahudilere karşı uygulanan soykırımdan çok daha büyük bir soykırımdı. ABD’nin resmi makamları Kızılderili kellesi başına 5 dolar ödemişti. Devlete ait binaların bodrumları, Kızılderili kafataslarıyla dolmuş taşmıştı. İlk biyolojik silah, Kızılderililer üzerinde uygulanmıştı. Sürgüne gönderilen Kızılderililere yardım olarak dağıtılan battaniyelere çiçek mikrobu bulaştırılarak çok sayıda insanın öldürülmesi sağlanmıştı. Kızılderililerin açlıktan ölmesi için başlıca yiyecekleri olan bizonların toptan ölmesi de, soykırım yöntemlerinden biri olmuştu. Ancak ABD’liler, soykırım için son derece ilginç bir savunma yapıyor: “Sonuna kadar öldürmedikçe soykırım sayılmaz!”

Kolomb’un Karayiplere ilk ayak basışından tam 21 yıl sonra, Hispaniola diye isimlendirdiği, çok kalabalık bir nüfusa sahip olan ada ıpıssız kalmıştı.  Sadece 21 yıl da yaklaşık 8 milyon Kızılderili şiddet, hastalık ve sefaletten hayatını kaybetti.

Tarihçiler, Kızılderili soykırımını  ABD’nin 2. Dünya Savaşı’nda  Japonya Hiroşima’ya attığı atom bombasından 50 kat daha fazla ölüme sebep olduğunu, “Beyaz Adamın Kızılderili Soykırımı 50 Hiroşima’ya Bedel” cümlesiyle adlandırıyor.

Türk ve Kızılderili kadınlar ve sembol kurt
Kalanları ise top ve tüfekleriyle yok ederek tarlalarını, bahçelerini, evlerini, şehir ve kasabalarını ele geçirip, Kızılderili olarak adlandırılan İnka, Maya, Aztek uygarlıklarını yok ederek, bu insanların kalanlarını yurtlarından uzakta göçebe haline getirdiler.
İşte Maya, Aztek ve İnka uygarlıklarının torunları olan akrabalarımızdan Cesuryürek ve Korkusuzboğa İstanbul’a kültürlerini ve de müziklerini tanıtmaya geldiler. Beyoğlu’nda kendileriyle tanışarak kısa bir sohbet ederek çaldıkları halk ezgilerini dinledik.

En eski Türk inançlarından Şamanizm ile Kızılderili ayinlerinin benzerlikleri, Orhun Yazıtlarında geçen, ölüm törenlerinde “yaşçı” olarak bilinen ağıt yakan ölü ağlayıcılarının Kızılderililer’de de de olması, Kızılderililer’de de kabile Şamanlarının bulunması, Kızılderili Kabileleri ile Sibirya’daki Saka, Altay ve Tuva Türklerinin adetlerinin ve mevsimlik dini merasimlerinin benzemesi, bulunduğum Kızılderili festivallerinde, Kızılderililerin sergilediği danslardaki figürlerin Şaman ayinlerindeki figürlere benzemesi

Dede Korkut öykülerinde yer alan “Deli Dumrul”un iyi bilinen bir Kızılderili kahraman olan “Deli At” arasındaki benzerliğine işaret edildiği ve her iki toplumda “deli” lakabının “gözünü budaktan sakınmayan er kişi” manasında kullanıldığına dikkat çekiliyor.

“Gök tanrı inancı evreni ve insanı tek tanrının yarattığına inanılması, tanrılar ve ruhlar, put-fetişler, yer-su tanrıları, Şamanların ayinleri yönetmesi ve kötü ruhları kovması, ateşin kutsallığı ve kutsal ateş etrafında ayinlerin yapılması, Şamanların ruhlarla irtibat kurmaları, belli başlı ayin, tören ve bayramların bulunması, Şamanların kurban edilen hayvanların iç organlarına göre geleceğe dair yorumlarda bulunması, yağmurun kutsallığı ve yağmur duaları, evlenme ve doğum törenleri, ölüm ve ölüler kültü, ata ruhların kutsallığı, tanrının isteklerini rüyalar vasıtasıyla insanlara duyurduğuna olan inanç.”

600’ e yakın lehçesi olan ve ortak dili Atabaşkan Dili olan Kızılderililerin dili, Altay Dil Ailesine yakın olmasıyla dikkat çekiyor. Fransız dilbilimci Dumesnil’ in, Kızılderili dilinde 320 Türkçe kelime tespit etmiş olması, İnkalar’ın “Akkapana”sının bizde “Ak kapı” olması, Meksika’da mahalle ismi olan “Çapultepek” in anlamının “Çapulcu Tepesi” ve “Tepe Huan” ın anlamının “Tepenin Hanı” olması ve İsveçli dilbilimci Prof. Swadesh’in çift kelimelerin benzemesi tesadüfünün sadece birkaç milyonda bir olduğunu söylemesi, bir kez daha aramızda bir bağ var mı acaba diye düşündürüyor.

 

Kızılderili kadını

 

Türk tarihinde önemli yer tutan çadır yaşamının, Kızılderililerde de çok önemli olması, kullandıkları ev eşyalarının bizimkilere benzerlikleri ve önü kesik elbiseler giymeleri, Kızılderililerin de Türkler gibi avcı bir millet olması, saçlarını Göktürklerde ve Hunlarda olduğu gibi gücü simgelediği için uzatmaları…

Ata sporumuz güreş benzeri oyunların Kızılderili kültüründe de bulunması, dokunan kilimlerin Anadolu motifleriyle çok benzer olması, bizim Orta Asya müzik aletlerimizden olan Kopuz benzeri aletlerin İknalarda da olması, Kızılderililerin de atı Türkler gibi çok kullanmaları, gördüğüm birçok Kızılderili’nin elbisesindeki Bozkurt, en büyük simgelerinin kurt, at, kartal ve ay olması, kültürlerimiz arasındaki bu büyük benzerlikleri bana daha iyi gösterdi.

Çadır, Türk ve Kızılderililer’in evi

Kızılderililerin kökeni konusunda 40 yıldır araştırma yapan Ether STHEWERT, Kızılderililerin Türk soyundan geldiğine dair ortaya çeşitli belgeler koymuştur. Günümüzde 554 Kızılderili kabilesi bulunmaktadır. Bunların hepsi veya bir kısmı Türk demek tabiî ki doğru olmaz. Ama bu kadar benzerliğe bakınca insan hiç alakamızda yok diyemez herhalde? Özellikle bilim adamı olan Kızılderililer arasında Türk olmaktan çok mutluyum diyenleri de var.

ATATÜRK’ÜN YAPTIRDIĞI KIZILDERİLİ ARAŞTIRMASI

Türk tarihinin ve coğrafyasının Orta Asya ile sınırlı olmadığını ve daha eskilere dayandığına inanan Türk tarihinin en büyük milliyetçilerinden olan Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, bunu ortaya çıkarmak için bir araştırma yaptırmıştı.

İlkel Diller Uzmanı Tarihçi Diplomat Tahsin Mayatepek’i, Meksika Büyükelçiliğine görevli olarak atadı. Mayatepek, Arkeolog William Niven’in Meksika’da yaptığı kazılarda bulduğu 15.000 yıl öncesine ait tabletlerin deşifresinin ardından Atatürk’ü haberdar etti. Atatürk, sağlığı bozuk olmasına rağmen Türkiye’ye getirttiği kitapların çevirisini yaptırıp okumaya başladı. Halen bu kitapların bir kısmı Anıtkabir’de sergilenmektedir.

Türk kadını ve kartalı

Öz yurdunda garip, öz vatanında köle yapanlara  bir Kızılderili Atasözü bakın ne diyor:

“Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak”.

 

 

 Kızılderili dili ile Türkçe içerisindeki şu benzer kelimeler:

Yatkı—Ev

Dodohişça—Dudak

Tamazkal—Hamam

Missigi—Mısır

Tepek—Tepe

Hu—Selam

Türe—Töre

Yanunda—Yanında

Aş-Köz—Yemek

Yu—Su, Yıkamak

Ildiş—Dişleme

Kün—Gün

Tekun—Tekin

T-sün—Uzun

Tete—Tepe

Kuşa—Kuş

Toos—Toz

Yaşıl—Yeşil

Yengi—Yeni

Bire—Bir

Ig—İki

Yokut—Yakut

 

Akrabalarımız Cesuryürek ve Korkusuzboğa, Türkiye’ye hoş geldiniz

Sefai Uzunyurt, Kızılderili akrabaları ile

geldiniz…

Yorum Yazın