EMRE DEMİR – Haber medyasının geleceği yerelde!

Pandemi bizlere dünyanın o kadar da uçsuz bucaksız olmadığını, binlerce kilometre ötedeki bir hapşırıktan yayılan damlacıkların, kıtalar arasında yayılan bir salgına dönüşebileceğini gösterdi. Küresele dair algımızı ve küreselle ilişkimizi yeniden değerlendirmek durumunda kaldık.

Ordu Mesudiye Gazetesi 30. Yıl manşeti

Pandemi yerelin sınırlarını da yeniden gösterdi. Evlerimize çekildiğimiz, odalarımıza kapandığımız günlerde, dış dünya artık sadece pencereden gördüğümüz sokaktan ibaretti. Yani aslında gözümüzün önünü görmeye başladık.

Salgın öncesinin koşuşturmacasında, insan yaşadığı çevreye duyarlılık gösterebilmesine mani olan bir hız ve akış içerisinde yaşıyordu. Ağır bedeller ödemenin yanı sıra, salgın sırasında bir durup düşünme imkanı da bulduk. Birçok insan salgın döneminde “nereden geldim, nereye gidiyorum, hayatımı gerçekten anlamlı kılan nedir” soruları üzerine kafa yormuştur.

 

Enfeksiyon riski nedeniyle büyük şehirlerden uzaklaşıp bir süre küçük beldelere, kasabalara çekilenler, yaşadıkları şehrin baş döndürücü temposundan ne kadar bunaldıklarını anladılar. Yıllardır “emekli olur giderim” denilerek ertelenen “şehirden kaçış”, virüsün zorlamasıyla kısmen gerçekleşti.

 

Bir arkadaşım, ailesinin salgının başlarında Bodrum’daki evlerine geçtiğini, sonra da şehre dönmek istemediklerini söyledi. Bodrum’un kış nüfusu bu sene her zamankinden fazlaymış. Zira gelenlerin ciddi bir kısmı kalmayı seçti. Hepimizde kısmı şehir yorgunluğu var.

 

Tıkabasa toplu taşıma araçları, kalabalık kamusal mekanlar, trafik sıkışıklığı ve yetersiz altyapı hizmetleriyle, bir zamanlar insanları mıknatıs gibi çeken şehirler, şimdi yaşanmaz kaos ortamlarına döndü.

 

Küresele ve yerele olan bakışımızın ciddi bir dönüşüm geçirdiği günler yaşıyoruz. Bu dönüşüm, bilgiyle ve haberle ilişkimizi –dijital medyanın da etkisiyle- yeniden tasarlayacak. Yeni dönemde haber medyasında dünya haberlerinin payının artacağını düşünüyorum. Her ülkede insanlar kendi ülkelerinin günlük siyasi münakaşalarını izledikleri kadar, ABD’deki seçimleri, Japonya’daki sakura çiçeği festivallerini, Doğu Asya’daki serbest ticaret anlaşmalarını da bu kez “yakın gözlük” takarak takip edecekler.

 

Benzer bir ilginin yerel medya için de gerçekleşeceğini öngörüyorum. Küreselin ve yerelin aynı anda öne çıkmasında bir tezat yok, aksine güçlü bir tamamlayıcılık var. İnsanlar semtlerinin veya kasabalarının sorunlarına, yereldeki gelişmelere daha fazla duyarlı olacaklar. ABD başkanlık seçimini kimin kazandığı kadar, Ordu’nun ve Mesudiye’nin bir köyündeki muhtar seçimine de ilgi duyacaklar.

 

Bu noktada yerel medya güçlenecek, güçlenmeli. Büyük ulusal medya organlarına güvenin azaldığı bir dönemde, yerel medya kendisine yeni bir kulvar bulabilir. Yerel medyanın güçlenmesi, bir ülkede demokratik katılımı ve çoğulculuğu da destekler. Ana akım medya, büyük nehir yataklarına benzetilirse, nehir suyunun bulandığı günlerde, yerel medya berrak bir dere suyuyla nehri yeniden diriltebilir. Tam da bu umutla, dünyanın öteki ucundan bu gazeteye yazı gönderiyorum.

 

Yerel medya, okurlarıyla vardır. Okurlarıyla organik bir ilişki kurar. Yerel medyaya destek olmak, enformasyonla ilişkimizde sıradan bir tüketici olmak yerine, hayalini kurduğumuz bir toplumun inşasında sorumlu bir paydaş olmak demektir.

 

30’uncu yaşına giren Ordu Mesudiye Gazetesi’nin varlığını sürdürmesi, güçlükleri atlatabilmesi için, dünyanın neresinde yaşıyor olursak olalım, abone olalım. Hem gazetemiz yaşasın, hem de bu gazetemiz aracılığıyla her ay memleketten bir mektup gelsin.

 

Nice 30’uncu yıllara…

Yorum Yazın