İLERLEME Mİ ? İLERLEME NEYDİ?

Geçen ayki köşe yazımda başta sosyal medya kullanımı olmak üzere teknolojiyi nasıl kullandığımızdan bahsetmiştim. Dilerseniz kaldığımız yerden devam edelim ve getirdiğim eleştirinin teknoloji düşmanlığı mı , yoksa bilim ve teknolojinin bu olmadığı mı sorusuna cevap arayalım.

Bilim, deneysel yöntemler ve var olan gerçeklerden yola çıkarak, bilgi yasalarını ortaya koymak için araştırma sürecidir.  Teknoloji, insanoğlunun ihtiyaçlarına uygun yardımcı alet ve araçların yapılması ya da üretilmesi için gerekli bilgi ve yeteneklerin tamamıdır. Teknoloji bilimin sonucudur.Bilim üreten toplumlar teknolojiyi de üretir ve pazarlar. 1876 yılında Alexander Graham Bell ile başlayan telefonun evrimi bugün kablolardan bağımsız dünyanın öbür ucundaki bir kimse ile görüntülü olarak konuşmaya varmıştır. Bu noktaya elbette ki bilimdeki ilerlemeler sayesinde gelinmiştir.

Peki Türkiye bu ilerlemenin neresindedir ? Maalesef üretici konumunda olmadığımıza göre ilerlemeyi yani teknolojiyi satın alan ülke konumundayız. Bilim ve teknoloji üretmiyor , sadece teknolojiyi satın alıyoruz. Kullandığımız aletlerin işleyişi konusunda en ufak bir bilgimizin olmadığı gibi merakımız da yok.Ancak kullanım konusunda onu üretenlerden daha istekli olduğumuz kesin.Türkiye dahil 33 ülkede 53 binden fazla kişi üzerinde yapılan ‘Global Mobil Kullanıcı Araştırması’na göre Avrupa’nın akıllı telefona en bağımlı ülkesi Türkiye.

Avrupa’da günde ortalama telefona bakma sıklığı 48 iken, Türkiye’deki mobil kullanıcılar günde ortalama 78 kez telefonun ekranına bakıyor. Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’nün (UNESCO) verilerine göre Türkiye, kitap okuma oranında dünyada 86’ncı sırada, yoksul Afrika ülkeleriyle aynı kategoride. TÜİK’e göre ise Türkiye’de kitap, ihtiyaç listesinin 235’inci sırasında yer alıyor. Dünyada kitap için kişi başına harcanan para ortalama 1,3 dolarken, Türkiye’de çeyrek dolar. Japon yılda ortalama 25, İsviçreli 10, Fransız 7 kitap okurken, Türkiye’de bir kişi on yılda bir kitap okuyor. Türkiye’de dergi okuma oranı yüzde 4, gazete okuma oranı yüzde 22, radyo dinleme oranı yüzde 24, televizyon izleme oranı yüzde 95. Bu karşılaştırma Türkiye ‘de neden bilim üretilmediğini açıklamaya yetiyor.

Bir Fin atasözü:” Kitaplıklar demokrasinin kaleleridir” demekte.2000 yıl öncesinden Ovidius’da(İ.Ö. 43 – İ.S. 17) “Gençlerini kitapla beslemeyen toplumların sonu acıdır.” uyarısını yapmış….Okumadığımız için dilimize hakim değiliz. Facebook ta bir takım paylaşımları görüyor ve gerçekten üzülüyorum. Güzel Türkçemiz ancak bu kadar katledilebilir. Bir de bu paylaşımlarda bulunanlar bir kelimenin nasıl yazıldığını bilmedikleri gibi sürekli bir yazma ve büyük büyük laflar etme gayretindeler. Önce kelimenin doğru yazılışını öğren sonra yaparsın tenkitini, siyasetini .

Bilmemek değil öğrenmemek ayıp. Madem bu kadar yoğun internet kullanıcısısın , aç arama motorunu bak , hangi kelime nasıl yazılıyormuş diye. İşte o zaman teknolojiyi yerinde ve doğru kullanmış olursun. Bahsettiğim Türkçenin ince imla kuralları da değil ayrıca. ‘’DE’’nin , ‘’Kİ’’ nin ayrı mı bitişik mi yazıldığı hususları zaten mevzu bahis değil. Neticede genel  itibariyle teknolojiyi yanlış kullanıyoruz , okumuyoruz , araştırmıyoruz , emek vererek bilgi sahibi olmadan kendimizde olmayanı varmış gibi göstermeye çalışıyoruz. Bu ise bir toplumun kendisini kandırmasından başka bir şey değildir.

Yorum Yazın