|
|
| |
|
ORDU |
|
İLİMİZ |
 |
|
|
|
|
|
|
ORDU |
|
Foto Galeri |
 |
|
ORDUDAN GÖRÜNÜM... |
|
|
|
|
ORDU |
|
Foto Galeri |
 |
|
ORDUDAN GÖRÜNÜM... |
|
|
|
|
ORDU |
|
Foto Galeri |
 |
|
ORDUDAN GÖRÜNÜM... |
|
|
|
|
ORDU |
|
Foto Galeri |
 |
|
ORDUDAN GÖRÜNÜM... |
|
|
|
|
ORDU |
|
Tiyatro |
 |
|
ORDU İLİ'NDE TİYATRO:
Cumhuriyet'in 50. yıldönümünde Ordu'da Tiyatro çalışmalarını eleştirirken, toplumun gurur verici sosyal yapısı hemen gözler önünde sergilenir. Ve Ordu'da tiyatronun konusunu üç ayrı bölümde ifade etmek gerekir.
1-Milli Duyguların Tiyatrosu,
2-Devrim ve San'atın Tiyatrosu,
3-Bugünün Tiyatrosu.
Milli Duyguların Tiyatrosu: Yıl 1918... osmanlı Devleti 1. Cihan Savaşı'ndan yeni çıkmıştır. Sevr Andlaşması Yurdumuzu bölmüş, Doğu Karadeniz'de de Rumlar bir Pontus Devleti kurmak gayretindedirler. Silâhlı hazırlık yanında, fikir çalışmaları da vardır. Ordu'da Oturan Rumlar kiliselerindeki-Eski Elektrik Fabrikası-temsiller sahneye koymakta, hayallerinde yaşattıkları "Bizans"ı tiyatroda canlandırmaktadırlar. Genç Türkler Rumların bu faaliyetlerini dikkatle izlerken, Kurtuluş Savaşı'nın heyecanı içinde halkın moralman güçlü olmasını sağlamak yollarını aramaktadırlar. 1920 yılında "İNKILÂBI İÇTİMAİ" kulübünü kuran Türkler, her yönden halkın heyecanını kanalize ederken, millî duyguları galeyana getiren tiyatro eserlerini de sahneden halka aktarmaktadırlar. Okul salonlarında oynadıkları "Fatih" - "YAVUZ SULTAN SELİM", "İntibaı Millî" piyesleri halkı öylesine galeyana getirmiştir ki, Rumların Kilisesi el değiştirerek Türk Tiyatrosu olmuş ve Türk Ulusunun Milliyetçi sesinden başka bir ses duyulmaz olmuştur Ordu'da.Ve bu Millî Tiyatronun başında Gazeteci Ali Rıza Gürsoy ile Öğretmen İsmail Hakkı Garipoğlu vardır.
Cumhuriyetin kuruluşuna kadar "İnkılâbı İçtimaî" kulübü çalışmalarını bilhassa tiyatro sahasında yürütmüş, elde ettiği gelirle 1200 lira sarfederek Ordu'ya ilk "MATBAA"yı getirmiş, şimdiki Özel İdare binasında ise küçük de olsa bir "HASTANE" açılmasını temin etmiştir. Bu arada şu noktayı da belirtmek gerekir ki "İnkılâbı İçtimai" kulübünün tiyatrosunda roller erkek oyuncular tarafından paylaşılmıştır. Kadın rollerine de erkekler çıkmıştır. Teknik yönden de yoksun olan bu tiyatronun başarısı millî duyguları bir ulusun ölüm - kalım savaşında ön plânda tutmasını bilerek, görevini en olumlu şekilde yapmasıdır.
Devrim ve San'at Tiyatrosu: Cumhuriyetin ilânından sonra 1924 yılında kurulan "İdmanyurdu" kulübünde sportif çalışmaların yanında, kültürel faaliyetlere de önem verilmiş, sık sık sahneye "İhsan Bey" sinemasında eserler konmuştur. Bu eserler arasında Ali Rıza Gürsoy'un "Çığ", İbnüreffik A. Nuri'nin "Sekizinci", R. Nuri Güntekin'in "Ekşi Rüya" isimli piyesleri vardır. İdmanyurdu kulübünden sonra kurulan, "Gençleryurdu" (1931), "Sporyıldızı" (1932) kulübleri Ordu'nun sosyal yaşantısına renk katan kuruluşlar olmuşlardır.gençlerin toplandıkları bu kulüblerde de sporun yanında, kültür çalışmalarının ön plâna alındığını görürüz. Ve Ordu'da ilk defa 1932 yılında "MAVİ YILDIRIM" piyesinde öğretmen Edibe Akyol ile Halise hanım ve "AKIN" piyesinde Nebahat Onat sahneye çıkarak Atatürk devrimlerinin ışığını Ordu Tiyatrosu'nda parlatmışlardır. Bu iki spor kulübünün yanında Türkocağı ile Halk Evi'nin de kültürel çalışmaların hızlanmasında, tiyatronun Ordu'da yerleşmesinde büyük payları olmuştur. Namık Senih Mayda gibi san'atı ruhunda duyan bir san'atçı ile Kâmil Gülen gibi doğuştan san'atçı olan iki büyük değer, arkadaşlariyle birlikte Ordu tiyatrosunu her yönüyle toplumun eseri kılmanın gayretini göstermişlerdir. 1950 yılına kadar uzanan bu çalışmalar sırasında, Ordu tiyatrosu yalnız kendi kendinin değil, bölgesinin bilinçli tiyatrosu olmak özelliğini kazanmıştır. Bu nedenle Ordu'daki tiyatro çalışmaları zamanın hükûmetlerinin dikkatini çekmiş ve 1940 yılında yapılan Halkevi binasında modern bir tiyatro salonuna büyük yer verilmiştir. Ne yazık ki bu tiyatro binası ödeneksizlik yüzünden bu güne kadar plânına göre tamamlanmamıştır. Bugün Halk Eğitimi Merkezi salonu olarak hizmet gören bu bina az bir masrafla Türkiye'nin en güzel tiyatro binalarından biri olacak niteliktedir. İkinci bölümde incelediğimiz "Devrim ve San'at Tiyatrosunda" görev alan ve yıllarca Ordu'da Güzel San'atların meş'alesini taşıyan kişileri şöylece sayabiliriz. Edibe Akyol, Halise Hanım, Nebahat Onat, Aysel Yücel, Neclâ Gülen, Yüksel Gülen, Nezihe Bingöl, Saniye Uzlu, Fikriye Uysal, Fazıla Gönül, Nezihe Meral, Neclâ Ertekin, Melek Ulu, Nermin Ulu, Nurten Bostancı, Hamdi Uzman, Namık Senih Mayda, Kâmil Gülen, Yekta Karamustafaoğlu, Arif Hikmet Onat, Mustafa Zeren, Temel Uzlu, Şemsi Arçeri, Hüseyin Işkın, Hasan Tomakin, Şükrü Kaymaz, Nizamettin Kefeli, Hüseyin Kulaç, Nazmi Ataoğlu, Mustafa Ergen, Ziya Özova, Kemal Top, Şakir Alpay, A.Hamdi Alpay, Hikmet Ertekin, Tahsin Karlıbel, Fuat Şener, A.Kadir Türközer, Tevrat Kırkaya, Mehmet Aksüt, Burhan Türer, A.Kadir Ataoğlu, Mahmut Ataoğlu, Ziya Ataoğlu, Kadir Şengün, Adem Kırkaya, Sebahattin Akyol, Sıtkı Bacınoğlu, Nedim Tokcan, Yusuf Tokcan, Kemal Akata, Alâaddin Benal, Sıtkı Çebi, Kemal Aksoy, Şevket Görez, H.Sinopluoğlu, Ömer Gönül, Mustafa Eren, Sebahattin Cengizhan, Yunus Odabaşı, İbrahim Köksal, Fethi Gürsoy, Lütfi Çebi, Sabri Barlas, Uğur Gürsoy, Hasan Altınel, Ali Ataoğlu, Alâaddin Çebi, Özcan Çebi,Tahsin Türer, Nihat Ekden, Dr. Osman Memecan, Halil Balcı, Ali Kansu, Orhan Yaraş, Halil Gündoğdu, İbrahim Bostancı, Cemil Özgen, Kemal Uzun, Aziz Ateş. Bu dönemde
Ordu tiyatrosunda şu eserler oynamıştır: Mezarda Işık, Canavar, Baykuş, Mavi Yıldırım, Akın, Cehennem, İş Adamı, İhtilâl, Kör, Bir Adam Yaratmak, Kahraman, Çağlayan, İnsan Sarrafı, Para Delisi, Tırtıllar, Gün Doğuyor, İstiklâl, Fener Bekçileri, Kanun Adamı, Hasbahçe, Zehirli Kucak, Mahçupluk İmtihanı, Kimsesizler, Baba, Şeriye Mahkemesi, Bir Doktorun Hatası, Zor Nikâh, Süt Kardeşler, Cimri, Bir Gönül Masalı, Çapanoğlu, Para. Temsiller çoğu zaman "İhsan Bey" sinemasında verilmiştir. Zaman zaman da Türkocağı, İsmet Paşa İlkokulu ve orta okul sahnelerinden yararlanılmıştır. 1940 dan sonra ise Halkevi sahnesinde bütün piyesler oynanmıştır.
|
|
|
|
|
ORDU |
|
Foto Galeri |
 |
|
ORDU İLÇE SINIRLARI HARİTASI |
|
|
|
|
ORDU |
|
Foto Galeri |
 |
|
KARADENİZ BÖLGESİ İLLERİ HARİTASI |
|
|
|
|
ORDU |
|
Foto Galeri |
 |
|
TÜRKİYE HARİTASI |
|
|
|
|
ORDU |
|
Foto Galeri |
 |
|
|
|
|
|
|
PANCAR(KARA LAHANA)ÇORBASI |
|
Yemekler |
 |
|
Malzeme: 1 bağ pancar 1 baş soğan 1 tane acı biber 2 kaşık yağ Yeterli kadar tuz
Yapılışı:Pancar temizlenip yıkanır.İnce ince doğranırç.Bir tencerede yağ eritilir.İncecik doğranmış soğanlar bu yağda pembeleşinceye kadar kavrulur.Üzerine malzemenin miktarına göre su ilave edilir.Pancarın yeşil rengini koruması için kaynayan suya önce tuz atılır.Sonra doğranmış pancar ile önceden haşlanmış fasulye katılır.(Fasulye yerine mevsimine göre ve ailenin ekonomik durumuna göre posul,mısır yarması,bulgur,pirinçte katılabilir.)Birlikte epeyce kaynadıktan sonra elenmiş mısır unu bir elle kaynayan yemeğin içine azar azar dökülür.Diğre elle tahta kaşıkla topraklanmaması için devamlı karıştırılır.Yemek ocaktan indirilmeye yakın bir parça biber ilave edilir.Arzuya göre iç yağı bir tavada yakılarak yemeğin üzerine gezdirilir.Daha sonra servis yapılır.
|
|
|
|
|
TAŞBAŞI KİLİSESİ |
|
Kiliseler |
 |
|
İlimiz merkezinde Taşbaşı Mahallesi, kentsel sit alanı içersindedir. Kilise doğu-batı istikametinde uzanmakta olup, plan olarak dikdörtgen bir tarzdadır. Doğudaki büyük bir apsis ve yanlarda iki küçük apsis bulunmaktadır. Kilisenin ana mekanı iki sıralı üç sütunla üç nefe ayrılmış olup, nef diğer neflere nazaran daha geniş tutulmuştur. Kilisenin semardam çatısı, sütunlarla desteklenen kemerlerle taşınmaktadır. Batıdaki nefteks kuzey ve güneye açıktır. Bugünkü kalıntılardan kilisenin kuzeyinde ikametgah binaları, okul vb. sosyal mekanlar yer aldığı anlaşılmaktadır. Kilise, tümü düzgün kesme taştan 19. tt. Ortalarında yapılmıştır. Bir ara cezaevi olarak kullanılmıştır. Kültür Bakanlığınca restore edilmiştir.Kültür merkezi olarak kullanılmaktadır.
|
|
|
|
|
MESUDİYE MERKEZ KİLİSESİ |
|
Kiliseler |
 |
|
Mesudiye ilçesi merkezinde Kışla Mahallesinde yer almaktadır. Pencere pervazları, saçaklar, ön kısımlarda yer alan beşik kemerli taşıyıcılar, girişin önündeki 4 adet sütun düzgün kesme taştan Horasan harcı ile yapılmıştır. Kilisenin tek girişi batıdandır. Giriş renkli taşlarla bir bordür ile çevrili ve üst kısmında biri büyük diğeri küçük iki rozet vardır. |
|
|
|
|
YASON KİLİSESİ |
|
Kiliseler |
 |
|
Perşembe Çaka Mevkii Yason Burnu'nda sit alanı içersinde yer almaktadır. Üç apsisli küçük kubbeli olup, cephesinde açık ve koyu taşlar kullanılmıştır. Kilise içte iki sıra sütunla, üç nefe ayrılmıştır. Güneyde ve batıda olmak üzere iki girişi vardır. Batıdan asıl giriş üzerinde açık pembe renkli bir taş üzerinde alçak kabartma şeklinde karşılıklı iki hayvan figürü tasvir edilmiştir. Kapı ve pencere pervazları açık bej renkli taşlardan ana duvarlar koyu gri taşlardan farklı renklerinden oluşan güzel bir tezat ortaya çıkarmıştır. 1991 yılı sonunda kilisenin kubbesi ve tavanının bir kısmı çökmüş, 6 adet taş sütundan ikisi de yıkılmıştır. Kilisenin sahil yoluna yakın olması ve ender bulunan doğal yarımadada bulunması yerli ve yabancı ziyaretçilerin dikkatini çekmektedir. |
|
|
|
|
GELİN KAYA EFSANESİ |
|
Efsaneler |
 |
|
Ordu'dan Çamalan Yaylasına doğru, kâh tepelerin eteklerinden dolanan, kâh derin vadilere yükseklerden bakarak uzanan yayla yolundan gelip - geçen bütün yolcular. Gelin Kayalarına doğru bakışlarını çevirmekten kendilerini alamazlar Haramı Koyu'nden Melet Irmağı Vadisine doğru, bir bıçak gibi keskin ve dik sırtın üzerinde duran acayip şekilli taş yığınlarına Gelin Kayaları adı verilmektedir. Buranın dayandığı efsane ise. yıllar ötesinden günümüze kadar, her yayla yolcusunun kulağına üflenmiştir.
Gelin Kayaları Efsanesini civarın yaşlıları söyle anlatıyorlar:
Melet Irmağına doğru inen sarp tepenin, ormanlarla örtülü yamacında çok fakir ve yaşlı biri varmış. Melet, kenarındaki değirmenlere gidemeyen köylülerin zahralarını avlusundaki ufak dibek taşında öğütür, geçimini bu suretle sağlarmış. Bazı rivayetlere göre. bu öğütücü bir kişi tarafından döndürülebilen, çevre halkının "El Değirmeni" dediği cinsten bir taş değirmeni imiş. Günün birinde, yaşlı değirmencinin kızını, uzaktan bir köyden bir gence istemişler. Hayırlısı olsun, deyip evlendirmişler. Çeyiz olarak, elinde, avcunda ne varsa kızına vermiş. Düğüncüler, gelinin eşyalarını atlara yükleyip, oğlan, evine doğru yola çıkacakları zaman, gelin etrafı söyle bir süzmüş. Avlunun bir kenarında duran babasının ekmek teknesine, kendini bugünlere getiren el değirmenine gözlerini dikmiş,
Kızının bu halini güren babası, yanına yaklaşmış:
- "Kızım, değirmen tası bizde kalsın."
diyecek olmuş. Düğün alayının ileri gelenleri durumu kavramışlar.
İçlerinden biri:
- Emmi veriver şu değirmen taşını kızınada, biz de yola düzülelim.
Yaşlı baba:
- Olmaz, o bana lâzım.
Onunla geride kalan çoluk çocuğumun nafakasını sağlayacağım, veremem, diyerek karşı koymuş.
O sırada, yeni gelin :
- Babam benden bir taşı esirgiyor. Ben de onsuz gelin gitmem. Diyerek boynunu büküp, oturuvermiş kapının önüne.
Düğüncüler yaşlı babanın geçimini nasıl sağladığını bilmediklerinden, bu değirmenin aile için ne derece kıymetli olduğunu kavrayamamışlar., işi, basit bir "gelin eşyası" bir taş olarak görmüşler, içlerinden biri:
- Hadi, emmi bu kadar da nekeslik etme. Alt tarafı iki taş parçası bunun... insan kızından bunları esirger mi?.. Bak, o da yurt-yuva sahibi oluyor. Yolumuz uzun, bekletme bizi., diyerek, değirmen taşlarnı omuzlayıp, yanındaki hayvana yüklemişler. Zavallı baba, bu durum karşısında ısrarın faydasızlığını anlayarak, boynunu bükmüş. Kendisinin nekes tanınmasına mı, o yaşlı haliyle çoluk - çocuğuna değirmensiz nasıl bakacağına mı üzülsün?. Kala kalmış, ortalıkta. O sırada, önde davul - zurna, arkada at sırtında gelin; köylüler, eşya yüklü atlarla düğün alayı, dimdik sırta doğru yola koyulmuşlar. Yaşlı gözlerle kafileyi izleyen babanın tâ... yüreğinin derinliklerinden bir tel kopmuş sanki... Derin bir ah... çekli, aklıyla mı, gönlüyle mi, bilinmez seslenivermiş, davullu alayının ardından:
-Bir taşı bize çok görenleri Allah ne etsin... Hepiniz taş olun taş.
Ertesi gün, karşı tepelerden be geçeye bakanlar, Melet ırmağına doğru inen dik bir yamacın, bıçak gibi çıkıntılı bir kısmında, acayip şekilli kayalar görmüşler. Daha düne kadar ormanlık olan bu yamaçta kayaların bulunuşundan ziyade, görünüşleri onların şaşkınlığa düşürmüş. Çümkü, bu kayalar sanki bir kafilenin heykelleşmiş şekline benziyormuş. Atıyla yaylısıyla, dzvullu - zurnalı bir gelin alayının tıpkısıymış. Yılların yağmuru, karı ve fırtınalarına rağmen, bozulmayan şekilleriyle günümüzde dahi görenleri şaşkınlığa düşüren bu kayaların etrafı koyu bir yeşillikle çevrilmiştir. Yılların yağmuru, karı ve fırtınalarına rağmen, bozulmayan bu kayaların etrafı koyu bir yeşillikle çevrilmiştir. Bir tarihte yayla yolculuğum sırasında Gelin Kayaları Efsanesi'ni anlatan yaşlı yol arkadaşım, ayrıca şunları da ilâve etti
- Evlât, Gelin Kayaları, baba bedduası alan, ailesinin geçim kaynağını kurutan, taş ruhlu insanları bizlere göstermektedir.
|
|
|
|
|
PAŞAOĞLU KONAĞI ETNOGRAFYA MÜZESİ |
|
Müzeler |
 |
|
Tarihçe : Ordu il Merkezi - Selimiye Mahallesi'nde Taşocak Caddesi ile Erkoçak Sokağı'nın kesiştiği köşede yükselen Paşaoğlu Konağı, 1896 yılında Paşaoğlu Hüseyin Efendi tarafından yaptırılmıştır. Bahçesiyle birlikte 625metrekare'lik bir alan üzerine inşa edilen konağın taşları Ünye'den, ahşap malzemesi Romanya'dan getirilmiş ve yapımı İstanbullu bir usta tarafından gerçekleştirilmiştir. 19.yy sivil mimarimizin en güzel örneklerinden biri olan Paşaoğlu Konağı, zemin dahil olmak üç katlıdır. Zemin kata doğuda, birinci kata ise kuzeyde ve batıda bulunan kapılarla giriş sağlamaktadır. Konak; birinci ve ikinci katı ayıran silme ile birlikte, binanın köşelerinde yer alan kaideli ve başlıklı yarım sütunları, bitkisel motifli konsollarla desteklenen ve söve taşı ile çevrelenen üstü saçaklı pençeleriyle zengin bir taş işçiliğini sergilemektedir. Doğu cephede alt katta dört, üst katlarda beşer pencere mevcuttur. Zemin üzerindeki iki katın bu cephedeki orta pencereleri zarif burmalı sütünceler ve yarım sütunlar arasına alınmıştır. Kuzey cephede bulunan birinci katın giriş kapısı basık kemerli ve çift kanatlıdır. Kapının etrafı bitkisel motifli kalemisi süslemelerle zenginleştirilmiştir. Korint başlıklı iki sütunla desteklenen ve kapının önündeki sahanlığı örten çıkma üzerinde ikinci katın balkonu yer almaktadır.
Bahçe duvarı, merdivenler, balkon ve çatı kenarlarındaki işlemeli taş korkuluklar konağın dış cephesine hareket kazandıran diğer unsurlardır. Konağın bahçesinde fiskiyeli bir havuz ve günümüzde ahşap örtü altına alınmış orijinal taş ocak bulunmaktadır. Paşaoğlu Konağının zemin katı taş döşelidir. Birinci ve ikinci katlarda taban ahşaptır. Tavanlar ahşap kaplama olarak yapılmıştır. Konağın üst katındaki sofanın ahşap tavanı kağıt üzerine yağlıboya desenlerle süslenmiştir. Tavanın ortasında baklava şeklinde bitkisel motifler vardır. Köşelerdeki madalyonlar içine çeşitli manzaralar resmedilmiştir. Bu katta bulunan banyoda desenli çiniler kullanılmıştır. Paşaoğlu Konağı; Kültür Bakanlığı Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından 1982 yılında kamulaştırdıktan sonra 1983 tarihinden itibaren onarılmaya başlanmıştır. 1987 yılında onarımı ve teşhir-tanzimi tamamlanan konak "Paşaoğlu Konağı ve Etnografya Müzesi" olarak hizmete açılmıştır. Zemin katı idare olarak kullanılan binanın birnci katı etnoğrafik eserler seksiyonu olarak düzenlenmiştir.Bu bölümde silahlar takılar kadın ve erkek giysileri vb. eşyalar sergilenmektedir. İkinci kat ise sofa Paşa-nine odası, günlük oda, misafir odası, yüklük gibi düzenlemelerle yöresel 19. yüzyıl konağının özelliklerini aksettirmektedir. Ordu Paşaoğlu Konağının Kültür Bakanlığınca kamulaştırılması ve onarılıp müze olarak ziyarete açılması ile sivil mimarimizin ender örneklerinden biri daha gelecek nesillere sağlıklı şekilde aktarılması sağlanmıştır.
Ziyarete açık saatler : Yaz Saati :08.30-17.30
-Kış saati :08.00-16.30
Ziyarete açık günler : Pazartesi günü hariç
Adres : Selimiye Mah. Taşocak Cad. Ordu
Tel : (452) 223 25 96
|
|
|
|
|
KÜÇÜK HAMAM |
|
Hamamlar |
 |
|
Caminin kuzey doğusunda, Civil Irmağının hemen kenarındadır. Kare tek bir mekan ile su haznesinden oluşur. Orjinalinde başka mekanlar da bulunması da gerekir. Bugün hala ayakta olan tek mekan birinci büyük hamamın sıcaklık kısmı ile aynı özelliğe sahiptir. Taş işçiliği birinci hamamla benzerlik gösterip muhtemel 16 yy.,' a aittir.
|
|
|
|
|
Yamaç Paraşütü |
|
Turizm |
 |
| | |