Naz

Naz

“Bu topraklar emek yüklü

Saz ve söz yüklü evleri

Al yazımı sür alnına dağlar

Eteklerin maviyle yeşil naz yüklü” G.Özgül

Ne büyük mutluluktur, memleket topraklarına ayak basmak. Tam yaklaşırken kalbinin coşması. Gözlerine gelen iki damla yaşın cama yapışması. Sizi karşılayan sıralı evlerin yalnızlık ve hasret kokusunun bile sizi beş taş oynadığınız çocukluğunuza götürmesi. Şehrin mecburiyet ve koşturmaca dolu çalışma temposu, bedeninizi ve ruhunuzu belli bir sisteme bağlarken, memleket havasını ciğerlerinize doldurunca, siler atarsınız hummalı yorgunluklarınızı.

Her evin ayrı bir hikayesi vardır ama ev tüm yaşanmışlıklara rağmen size gülümser. Hikayesini duysanız can yakar ama yine gülümser. Köy insanının temiz kalbi kıvrak zekasıyla birleşir, hemen gönlüne, sofrasına yerleştirir misafirini. Tadına doyum olmayan köy ekmeği, lor peyniri, bir de pancar çorbası, tasta köpüklü bir ayran… O evde yıllarca yaşıyor gibi olursunuz. Kışları ise ayrı bir hikayedir. Evler yalnızlığa mahkumdur. Kedi ve köpekler zor şartlara dayanmaya çalışır. Yaşlılar İstanbul’a çocuklarının yanına gider torunlarıyla hasret giderirler. Köy terk edilmiş gibi dursa da o masum halini kızıl yapraklar süsler. Bazen de kara kışta pamuk tarlası gibi bembeyaz bir örtü olur. Güneş vurduğunda ise berraklık denen deryada kaybolup gidersiniz. Vazgeçemediğiniz bir sevda olur çıkar. Neyse…

Temmuz ve ağustos Melet‘in en kalabalık olduğu, her kuşak insanın bir araya geldiği, cıvıl cıvıl seslerin birbirine karıştığı aylardır. Hatta ekonomik açıdan esnafın yüzünü güldüren aylar. Demokrasi platformları, köy şenlikleri, yayla turları derken günler gelip geçer. Fakat bir kaç konu beni sürekli rahatsız eder. Bunları sizinle paylaşmak isterim. Sizin benim yazdıklarıma “Sanki bilmiyoruz.” diyeceğinizi duyar gibiyim. Ama bildiğimiz doğruları uygulamaya geçirmezsek hiçbir kıymeti olmaz.

Çevre kirliliği etrafa atılan çöplerle başlayıp doğanın dengesine zarar verir. Hayvan ve bitkiler de bundan nasibini alır. Özellikle yaz aylarında köylerimize gelen dostlarımız eğlenme ile kirletme kavramlarını karıştırıyorlar. Yemek atıklarını hayvanlara versek, toprağa gömsek… Yakacak türlerini sobada kullansak geri dönüşüm yapılabilecek pet şişe ve türevlerini (kola,bira,gazoz şişeleri )biriktirip ilgili yerlere yollasak ne kaybederiz?

Tüm köylerde asker temizliği gibi mıntıka temizliği yapsak fena mı olur? Ortak sloganımız olsa “GEL AMA KİRLETME” tabelalarını çeşme başı, eğlenceye açık köy alanlarına,okul ve cami önlerine assak olmaz mı? Ramazan bayramı geçti .En azından yaz boyu ve özellikle şenliklerin çok olduğu kurban bayramında bunu harekete geçirebiliriz. Hangi siyasi görüşten olursak olalım doğa hepimizin. Halkı bilinçlendirme, yaşadığın yere saygı duyma gibi insani erdemleri taşımak kötü olmasa gerek.

Anadolu kadınının yıllarca uğraşıp kotardığı o bahçelere, bayırlarda açan kır çiçeklerinin üzerine köy yolundan gelip diğer köyün alanına eski yatak, saba, soba borusu, demir parçaları gibi malzemeleri yıkıp gitmek hangi mantık anlayışına sığar? Ne yapmak istiyoruz? Temiz çevre sağlıklı hayat değil midir? Önce insan kendi kişiliğine saygı duymalıdır.”Ben kimim, ne yapıyorum” demelidir.

Kendi çocuklarımıza ve torunlarımıza vereceğimiz en güzel hediye her açıdan temiz bir toplum ve çevre bırakmak, onlara örnek olmaktır.

Saygılarımla

Gülten ÖZGÜL                                                                                                                  

Yorum Yazın