Eğitimin hali

Bir arkadaşın oğlu bir üniversitemize başvurur. Bir kadro var. Sınava giren kırk civarında öğrenci var. Sınavın başında hocalardan biri falanca öğrenci burada mı diye sorar. Bizimki cevapları tükenmezle yazmak ister. Hoca kurşunkalem kullanması zorunlu der. Bizimki 5 sorudan 4.5’uğunu yapar. Sonuç bizimkine 100 üzerinden 19 puan verilir. Sınavı ise başta ismi söylenen çocuk kazanır.

Bana göre sonuç ”eğitimde liyakat yok”

Bir öğrenci yüksek lisans için Amerika’ya gider. İlk sınavda profesör soruları verir ve çıkar gider. Bizimki öğretmen gelmeyecek mi başımıza? diye sorar. “Yoo” der arkadaşları hayretle, “Niye dursun ki başımızda ?” Bizimkinin gözleri dolar. Öğretmen çocuklara güvenip gidiyor. Öğrenciler kopyanın ne olduğunu bile bilmiyorlar.

İngilizcede kopya diye bir kelime yok biliyor musunuz? Aldatmak için kullandıkları kelimeyi kullanıyorlar. “Cheat”, birilerini aldatmak, kandırmak. Kopya için ayrı bir kelime yok dillerinde.

Bir ülkeye kötülük yapmak istiyorsanız eğitimi kötüleştirin. Bunun için yapacağınız en önemli iki şey; 1-Sistemin başına eğitimi bilmeyen insanları getirisiniz

2-Sistemi ikide bir değiştirirsiniz

Şimdiki bakanımız eğitimci, ancak sözü ne kadar geçiyor şüpheli. Zamanında doktora tezinde bilgi hırsızlığı yapan biri milli eğitim bakanı olarak görev yaptı.

Hiç öğretmeni şikayet etmek için telefon hattı kurulur mu? Çocuk tahtayı silmiş. Öğrencinin üzerine tebeşir tozu bulaşmış. Ertesi gün anne gelip şikayet ediyor. Benim çocuğum temizlik elemanı mı?

Bugün Türkiye’de “fen ortaokulu” diye bir okul yok, bilim adamı yetişebileceğini düşündüğümüz yerler fen liseleri.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2018 verilerine göre 310 fen lisesi ve 118.584 fen lisesi öğrencisi var.

2859 imam hatip orta okulu,1605 imam hatip lisesi yani toplam 4464 imam hatip yetiştiren okul ve 1 milyon 269 bin 96 imam hatip öğrencisi, 118.584 fen lisesi öğrencisi.

2003 yılında Estonya’lı 3 genç bir yazılım üretir. Adını Sky Peer to Peer koyarlar (kısaltılmış ismi Skype). Programı Microsoft 8.5 milyar dolara satın alır. Estonya hükümeti ne yapıyor biliyor musunuz? İlkokullara yazılım dersi koyuyor.

Bizim imamın biri de diyor ki; falan yere bir tuğla yardımı yaparsanız cennette ev veriliyor.

Sonuç olarak, sadece 2017 yılında Türkiye’den kaçan nüfus 253.640 kişi. Gelişmiş ülkelerin göç kabul şartlarına baktığınızda, ya paran olacak ya da çok eğitimli alan uzmanı olacaksın. Bunların 11 bin tanesi dolar milyoneri, gerisi bu ülkenin yetiştirdiği beyin takımı. Umutlarını kaybetmeseler buradan giderler mi?

Ne yapılmalı ?

Sistemi en güzel şekilde kuracaksın, eğitime aileden başlayacaksın, öğretmeni iyi yetiştireceksin ve değer vereceksin ve öğrenciyi memleketin ihtiyacına göre ve kaliteli olarak yetiştireceksin. Yoksa nal toplarsın her şeyi şu anda olduğu gibi dışarıdan alırsın.

Kaliteli eğitim ve kaliteli üretim yapacaksın. 6 zayıfla sınıf geçen öğrenci ancak amele olur. Şu anda en az 1 milyon 700 bin üniversite mezunu genç var. Yazık değil mi bunlara. İhtiyaca göre üniversite açacaksın. Lüzumsuz gecekondu üniversite açmayacaksın. Tıp fakültesinde hocası olmadığı için derse giren veteriner var.

Örnek olsun diye yaşanmış bir hikaye!

Yıl 1950. Kastamonu’nun Taşköprü ilçesi. Yan yana iki köy vardır; Boşnakköy ve Armutlu. Bu iki köyün en çalışkan iki öğrencisi, Kerim ve Ali, o zamanlar köylü çocuklar için okuma umudu olan köy enstitüsü sınavına katılmak için yürüyerek Taşköprü ilçe merkezine giderler. Her iki köyde de insanlar fakirdir. Ali’nin annesi elde avuçta para olmadığından sınavda lazım olacak kalem, silgi ihtiyacı için hem kendi evinden hem de komşulardan yumurta toplar, küçük Ali’nin eline tutuşturur. Bir düzine yumurta. Küçük bir sepet yumurta, iki çalışkan öğrenci. Yürüyerek, yirmi kilometre sonra iki arkadaş ilçe merkezine ulaşır. Bir bakkal bulur ve yumurtaları satarlar. Karşılığında bir silgi ve bir kalem alırlar. O iki arkadaş kalemi de silgiyi de  ikiye bölüp sınava öyle girerler. Başarırlar da. Ancak sınavın iki gün süreceğini o gün orada öğrenirler. Ceplerinde gram paraları ve yiyecekleri yemek yoktur. Aralarında “Vazgeçip köyümüze mi dönsek, bir parkta, bankta mı kalsak” diye konuşarak umutsuzca hükümet konağının önünde yürümeye başlarlar.

İki çocuğun çaresiz hallerini bir teyze fark eder, iki küçük köylü çocuğu yanına çağırır. Durumlarını öğrenince çocukları evinde misafir eder.

Bir silgiyi, bir kalemi paylaşan iki küçük çocuk ikinci sınavı da başarı ile geçerler. Birkaç ay sonra da Kastamonu Gölköy Köy Enstitüsüne kayıtlarını yaptırırlar ve tam 30 yıl bu ülkede öğretmenlik yaparlar.

Çocuklara sahip çıkalım, sağlıklı günler dilerim.

 

Leave a Response