
ORMESHA: Ordu Mesudiye Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Sefai Uzunyurt, Ordu'da ve Karadeniz illerinde yaşanan sel baskınlarının tamamen insan hatsası ve yanlış köprü yapımından kaynaklandığını belirterek, "Ordu’da birçok ilçede heyelana ve su taşkınlarına neden olan yağışların etkisiyle, Ordu şehir merkezi başta olmak üzere, bazı ilçeleri su bastı. Evler, dükkanlar zarar gördü. Karadeniz Akdeniz karayolu başta olmak üzere yüzlerce köyün yolu çöktü, bozuldu.
.jpg)
Sellerin verdiği zararları ortadan kaldırıma çalışmaları hala devam ederken, cevap verilmesi gereken çok sayıda soruyu da beraberinde getirdi.
Ordu’da yüzyıllardan beri söylenmiş hiçbir türküde, “Ordu’yu sel aldı” sözüne rastlayan oldu mu? Elbette hayır.
Tam tersi, “Ordu’nun dereleri aksa yukarı aksa” dizeleriyle, bırakın zarar vermeyi; aşkın, savdanın, mücadelenin simgesi olarak, başka yöne akıtma düşüncesinden söz edilmektedir.
Bundan yüz yıl öncesinde sel denildiğinde, “Çarşamba’yı sel aldı, bir yar sevdim el aldı” dizeleriyle, Samsun Çarşamba akla gelirdi.
Başka bir deyişle Rize’de, Trabzon’da, Giresun’da, Ordu’da seller meydana gelir, etrafındaki tarlalara, bahçelere zarar verse de; şehir, kasaba ve köylerdeki yerleşim yerlerinde su baskınları oluşmuyordu.
Peki neden etkilemiyordu? O dönemlerde yağan yağmurun miktarı mı azdı? Yoksa oluşan sellerin boyutu mu küçüktü?
Elbette hiçbiri değildi. Bugün ki gibi bazen az, bazen çok yağmur yağıyordu. Yine büyük seller meydana geliyordu.
O dönemin insanları tabiatı iyi tanıyor, tabiata ve oluşturduğu yağmur ve kar yağışına saygı duyuyor;yaşam şeklini onların vereceği zararları dikkate alacak şekilde düzenliyordu.

Süslü kelimelerle sözü çok uzatmaya gerek yok. Derelerin, ırmakların üzerine yaptıkları köprüleri en büyük sel sularının yüksekliğinin bile erişemeyeceği kadar yükselterek, kemer köprü şeklinde inşa ediyorlardı.
Böylece suyun ve selin debisi ne kadar yüksek olursa olsun kemer köprülere erişemiyor, taşıdığı ağaç, çalı, taş, ot vb. malzemeler köprülerin altından rahatça geçerek, denize doğru ulaşabiliyordu.

Ya günümüzde ne oldu? Anadolu halkının yüzyılların tecrübesiyle oluşturduğu kemer köprü yapı tekniği terkedilerek; dere ve ırmakların üzeri dümdüz bir betonla kapatılıp, üstelik adına modern köprüler denilerek inşa edilmeye başlandı.
Tabiat kendi gücünü küçümseyenleri, kendi azametine uygun yapılardan köprülerden vazgeçenleri affetmez.
Affetmediğini, Rize’de, Trabzon’da, Giresun’da, Sinop’ta, Kastamonu’da, Zonguldak’taki sel afetleriyle her yıl hatırlatıyor. Tabiatı zincirleyemez, dereleri, ırmakları hapsedemezsiniz, diyor.
Diyor da dinleyen kim?
Her an selin etkileme olasılığı olan ırmak kenarlarına rant ve kar hırsıyla, binalar yapılmaya devam ediliyor.
Belediyeler, seçim ve oy kaygısıyla dere kenarlarındaki yapılaşmaya göz yumuyor, üzerindeki sorumluluğu atmak için, göstermelik bir ceza keserek, işin içinden sıyrılıyor.
Hititler, özellikle de Romalılar döneminden beri bu topraklarda, hiçbir selin etkileyemeyeciği şekilde geliştirilmiş kemer köprüler terk edildi.

Hiç araştırmadan, sonuçlarını düşünmeden; sel anında ağaç, büyük taş, kaya, çalıların takılmasına yol açacak, dümdüz köprüler yapılarak, suların üzeri kapatılarak adeta belediyeler, kamu kuruluşları vasıtasıyla afetlere davetiye çıkarıldı.
Haberimizde Ordu Altınordu ilçesindeki iki köprü fotoğrafı, söylediklerimizin doğruluğunu, daha doğrusu atalarımızın tekniğinin ne kadar doğru olduğunu gözönüne seren en büyük kanıt değil mi?

Sizce hangi köprü tekniği doğru; Suları özgür akıtan kemer köprü mü, yoksa sulara zincir vurmak isteyen düz hapis köprü mü?" diyerek, geleneksel kemer köprü sistemine geçilmesini istedi.

Yorum Yazın