YEKTA AYDIN: ORDU MESUDİYE GAZETESİ SABIR, ALINTERİ, EMEK DEMEK

Mesudiye Gazetesinin aralıksız olarak yirmi yedi yıldır basın hayatını sürdürmesi, inanılacak gibi değildi. Adeta iğne ile kuyu kazılarak yirmi yedi yıl boyunca kim bilir nelere katlanıldı, hangi sorunların üstesinden gelindi. Sefai Uzunyurt adındaki küçük dev adam, bu organizasyonun yaratıcısı, yüklenicisi ve imtiyaz sahibiydi. Elbetteki bu organizasyonun sürdürülebilmesi için başka unsurların da önemi büyüktü. Gazeteye haber sağlanması, ilanlar ve duyurular, köşe yazıları ve diğer etkinliklerin toparlanarak basıma hazır hale getirilmesi, dağıtımının yapılması, tanıtım ve abone işlemlerinin gerçekleştirilmesi, bu etkinliklerin sadece bir kısmını oluşturuyordu. Asıl ana unsur ise abone olarak on yıllardır Mesudiye Gazetesine sahip çıkan duyarlı okuyucu kitlesiydi.
Gazetenin “ Eğitimcinin not defteri “ adlı köşesi ise, on altı yılı aşkın bir zamandır bana ayrılmıştı. Ben de bu köşeden yazılarımı, duygu ve düşüncelerimi özgürce yazarak halkı aydınlatma, bilgilendirme görev ve sorumluluğumu yerine getirmeye çalışıyordum. Yazılarımı Basın ahlak yasasına uygun bir şekilde, hiçbir kimsenin hak ve özgürlüklerine müdahale etmeden yazmaya özen gösteriyordum. İnsanların özel yaşamlarına saygı göstererek, onların onurunu koruyor, haysiyet cellâtlığı yapmadan işlevimi sürdürmeye çalışıyordum.
Okurlarımdan aldığım olumlu izlenimler, yazılarıma daha da motive olmamı sağlıyordu. Ne ilginçtir ki, gazetede on altı yıldır yazı yazmama rağmen hiçbir olumsuz tepki ile karşılaşmıyordum. Ancak zaman zaman sayıları çok az da olsa aklı başında olduğunu düşündüğüm dostlarımın;
“ Ya Yekta başkan, senin başka işin yok mu, ne işin var da bu boş işlerle uğraşıyorsun.” diye, beni gazeteye yazı yazmaktan vazgeçirmeye çalıştıkları oluyordu. Ben de Sefai Uzunyurt’un bu çalışmalarını anlamlı buluyor ve bir aydın olarak onun mücadelesine katkı koymaya çalışıyordum. Kimileri de gazeteden kaç para aldığımızı soruyordu. Bu tür sorulara ise yanıt verme gereğini bile duymuyordum. Sadece gülüp geçiyordum.
Bu durumun tersi de oluyordu. Yazı yazmamı engellemek amacıyla yakınlarımdan bazılarının gazeteye baskı yaptıklarını da biliyordum. Sevgili Sefai Uzunyurt’un bu taleplere karşı dik durduğundan ise haberim vardı. “ Kimse kendi köyünde peygamber olamaz.” derler ya. Benim de belediye başkanlığım dönemimde desteklerini sağlayabildiğim akrabalarım, dostlarım, arkadaşlarım olduğu gibi, desteklerini sağlayamadığım hatta beni siyaseten linç etmeye hazır bekleyen, fırsatımı kollayan yakınlarım, dostlarım da vardı. Siyaset böyle bir şey demek ki, “ Hamama giren terler.” derler, bizde terledik biraz. Bizi terleten dostlarımızı vicdanları ile baş başa bırakarak onlara teşekkür etmenin dışında da yapabileceğimiz bir şey yoktu sanırım.
Sonuçta Mesudiye Gazetesi, bu günlere kolay gelmedi. Başta Sefai Uzunyurt olmak üzere emeği geçen herkese, özellikle de yıllardır abone olarak gazeteye destek veren duyarlı okurlarımıza çok teşekkür ediyorum. Nice yirmi yedi yıllara diyorum.
MESUDİYE GAZETESİ
Yirmi yedinci yıl demek,
Mesudiye Gazetesi.
Sabır, alın teri, emek,
Mesudiye Gazetesi.

Gerçeğin damgası oldu,
Bilginin imgesi oldu,
Meletin simgesi oldu,
Mesudiye Gazetesi.

Bağımsızlık ülkülerin,
Dürüstlüktür ilkelerin,
İlden ile halkaların,
Mesudiye Gazetesi

Yurt dışında Almanya’da,
İstanbul’da, Ankara’da,
Ordu, Samsun, Çaykara’da
Mesudiye Gazetesi.
.
Faldacadan Güneyceye,
Keyfalandan Güzelceye,
Bayırköyden Yeşilceye,
Mesudiye Gazetesi.

Hem sağında hem solunda,
Cümle âlemin dilinde,
Yekta Hoca’nın elinde,
Mesudiye Gazetesi.
YEKTA AYDIN 2017 ARALIK AYI MESUDİYE GAZETESİ KÖŞE YAZISI

Leave a Response